Son Dakika Haberleri

Kuran-ı Kerim ders notu



KUR'ÂN-I KERÎM

 

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

Son vahiy diniolan İslâm'ın kutsal kitabı. Kur'ân, tercih edilen görüşe göre,"karae" fiilinden edilen bir mastar olup, Allâh'ın son kitabına özelad olmuştur. Kök anlamı; okumak, toplamak, bir araya getirmek demektir.Âyetlerde bu anlamı görmek mümkündür: "Ey Muhammed! Cebrail sana Kur'ân'ıokurken, acele ederek onunla beraber dilini oynatma. Onu bir araya toplamak veokutmak şüphesiz bizim işimizdir. Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman, sen onunokuyuşunu izle" (el-Kıyâme, 75/1618). Kur'ân-ı Kerim'in özlü tarifişöyledir: Yüce Allah, tarafından Hz. Muhammed'e arapça olarak indirilmiş, bizekadar tevatür yoluyla nakledilmiş, mushaflarda yazılı, Fatiha Sûresi ilebaşlayıp Nâs Sûresi ile sona eren kelâmıdır.

 

Kur'ân-ıKerim'in, Hz Muhammed'in risaletinin başında ilk inen âyetleri şunlardır:"Yaratan Rabbinin adıyla oku. O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku!Rabbin, kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren en büyük keremsahibidir" (el-Alâk, 96/1-5). İlk inen âyetlerin inananları okumaya,öğrenmeye, yazmağa ve araştırmaya çağırması ilim için büyük teşvik mesajıtaşır. Kur'ân'ın son inen âyeti de şudur: "Bu gün size dininizi ikmalettim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslâm'ıseçtim" (el-Mâide, 5/3).

 

İslâm'ın kutsalkitabının özel adı olan Kur'an kelimesi, Cenab-ı Hak tarafından altmış sekizkadar âyette kullanılır. Bir kaçını örnek olarak sunacağız: "Biz şüphesizbu kitabı okuyup anlamanız için arapça bir Kur'an olarak indirdik" (Yûsuf,12/2). "Ey Peygamber! Kur'anı okumak istediğin zaman, Allah'ın rahmetindenkovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığın, yani"eûzübillâhimineşşeytânirracîm" de (en-Nahl, 16/98). "Kur'anokunduğu zaman onu dinleyin. Ve susun ki merhamet olunasınız" (el-A'râf,7/204). "Şüphesiz bu Kur'an, insanları en doğru yola götürür. Salih amelişleyen mü'minlere büyük bir mükâfat olduğunu, âhirete iman etmeyenlere de canyakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler" (el-İsrâ, 17/9-10). "BizKur'an'ı, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olarak indiriyoruz.Kur'an, zalimlerin ise ancak zararını arttırınr" (el-İsrâ, 17/82).

 

İslâm hukukundaKur'ân için daha çok "Kitap" ismi kullanılır. Birçok âyette"el-Kitâb" kelimesinin Kur'ân-ı Kerîm anlamında kullanıldığı görülür"Elif. Lâm. Mîm. Bu o kitaptır ki, kendisinde (Allah tarafındangönderildiğinde) hiç şüphe yoktur" (el-Bakara, 2/1). Bundan başka çeşitliâyetlerde Kur'ân için başka isimler de kullanılmıştır. Bunlardan bazılarışunlardır: el-Furkân (el-Furkân, 25/1), ez-Zikr (el-Hicr, 15/9), en-Nûr(en-Nisâ, 4/174), er-Rûh (eş-Şûrâ, 42/52), el-Hudâ (el-Bakara, 2/2), eş-Şifâ(el-İsrâ, 17/82), el-Mecîd (el-Burûc, 85/21-22), el-Mesânî (ez-Zümer, 39/23),Ümmü'l-Kitab (ez-Zuhruf, 43/1-4)

 

Kur'ân'ınToplanması:

 

Ashab-ı Kiram,Hz. Peygamber (s.a.s)'in sağlığında Kur'an'ın bütününü yazmıştır. İnen herâyeti bizzat Hz. Peygamber tarafından vahiy katiplerine okunur, onlar dayerlerine yazarlardı. Ancak Hz. Peygamber (s.a.s), nâzil olan âyetlerin ashabıtarafından ezberlenmesini yeterli görmemiştir. Çünkü onları ashabından ne kadarçok kimse ezberlemiş olursa olsun, hafıza, daima unutkanlık illetine maruzkalabilecek olan bir yetenektir ve belirli bir zaman için çok güçlü olsa bile,sonradan bu gücünü ve dolayısıyla güvenilir olma vasfını yitirebilir. İşte busebeble Hz. Peygamber, vahyi ezberleyenler yanında, onu bir de yanlışsız olarakyazabilecek kâtipler edinmiş ve kendisine bir âyet nazil olduğu zaman, onu bukatipler aracılığıyla yazdırmıştır. Hz. Ebu Bekir, Ömer b. Hattab, Osman b.Affân, Ali b. Ebî Tâlib, Zubeyr b. el-Avvâm, Ubeyy ibn Ka'b, Zeyd b. Sâbit,Muâviye b. Ebî Süfyan, Muhammed b. Mesleme, Eban b. Sa'd, Hz. Peygambere vahiykatipliği yapan sahabilerden bazılarıdır.

 

Kur'an-ı Kerim,Hz. peygamber devrinde bizzat vahiy meleği ve Nebi (s.a.s)'in birbirlerinekarşılıklı okumaları ve de sahabilerin ezberlemesiyle korunmuştur. Ancak Hz.Peygamber' in sağlığı müddetince devam eden vahyin bütün bir kitabtatoplanmasına imkân yoktu. Çünkü vahyin Hz. Peygamberin ölümüne kadar devamettiği bilinmektedir (Buharî herrid-i Sarih, XI, 228) Hz. Peygamber'invefatından dokuz gün öncesine kadar devam eden vahiy Onun vefatıyla son buldu.Böylece Kur'an inen son âyetle tamamlanmış oldu.

 

Yüz on dört sûre,altıbin altıyüz altmış altı âyetten müteşekkildir.

 

Kur'an sûreleribazen bir bütün olarak bazen de bölümler halinde indirildi. Bazı sûreleriMekke'de inmesi dolayısıyla "Mekkî", bazıları Medine'deindirildiklerinden "Medenî" diye nitelendirilmiş ve yirmi iki yıldatamamlanmıştır.

 

Vahyedilen bütünsûrelerin hafızlar tarafından ezberlenmesi, kemik, tahta, papirüs, deri vekiremit inceliğindeki pişirilmiş tuğlalara yazılmak suretiyle korunmuştur.

 

Hz. Peygamber(s.a.s)'in vefatını takip eden Yemâme savaşlarında yetmiş kadar hafız(kurrâ)'ın şehid düşmesi müslümanları telâşa düşürmüştü. Hz. Ömer de hafızlarıntoplanması için halife Hz. Ebu Bekir'e başvurarak konunun görüşülmesiniistemişti. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekr, Zeyd İbn Sâbit başkanlığında toplananAbdullah b. Zübeyr, Sa'd b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Haris b. Hişam'ın dabulunduğu büyük bir komisyon tarafından Kur'an sahifeleri Mekke lehçesi esasalınarak bir araya getirildi (Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, çev. SalihTuğ, İstanbul 1980, III, s. 761).

 

Hafız ve kâtibolan Zeyd b. Sâbit, Hz. Ebû Bekir'in talimi, Hz. Ömer'in yardım ve gözetimialtında, elinde yazılı Kur'an metni olan herkesin bu metinleri getirmesini vegetirirken de ellerindeki metinlerin bizzat Hz. Peygamberden yazıldığına dairiki güvenilir şahid gösterilmesi istendi. Böylece bütün metinler toplanarak biraraya getirilmiş ve Kur'an-ı Kerim'in aslî nüshası yazılarak halife Hz. EbuBekir'e teslim edilmiştir. Zeyd b. Sâbit'in çalışmalarıyla ortaya koyduğu buaslî nüshaya "İmam Mushaf" adı verilmiştir. Abdullah b. Mes'ûd'unteklifiyle iki kapak arasında "İmam Mushaf" üzerinde yapılan danışmave görüşmeler sonucunda bunun üzerinde her hangi bir noksanlık görülmemiş vegüvenirliği konusunda ittifak sağlanmıştır. Böylece Kur'an-ı Kerim her hangibir tahrifata uğramadan "Mushaf" haline getirilerek aynı mushaftançoğaltılan mushafların ana kaynağını teşkil etmiştir.

 

Hz. Ömer devrindeKur'an öğretimine hız verildi. Gerek Medine'de gerekse sınırları günden günegenişleyen İslam Devletinin diğer merkezlerinde en sıhhatli kaynak olan hâfizsahabilerin öğretmen ve gözetmenliğinde pek çok hâfız yetiştirilmiştir. Fakatzamanla fetihlerin hız kazanması ve yeni fethedilen yerlerde ortaya çıkan kavimve kabilelerin müslüman oluşu farklı şive ve lehçelere göre okuyuşayrılıklarını ortaya çıkarmıştır. Bu durum M.648'de Ermenistan ve Azerbaycanfethinde Şamlı ve Iraklı askerlerin yan yana gelmesi ile farklı okuyuşların suyüzüne çıkmasını sağladı. Bu tartışma ortamının daha fazla büyümesine engelolmak için Huzeyfe b. Yemân, Halîfe Hz. Osman'a başvurarak bu durumundüzeltilmesini, ihtilafın ortadan kaldırılmasını istedi. Bunun üzerine HalifeHz. Osman, Rasulullâh'ın diğer ashabı ile de istişare ederek, İslâm dünyasındayalnızca Hz. Ebu Bekr'in emriyle derlenmiş olan onaylı Kur'ân mushaflarınınkullanılmasını ve bir başka lehçe yahut ağız ile yazılmış tüm diğer nüshalarınkullanılmasının yasaklanmasını kararlaştırdı. Hz. Osman bir önlem olarak dagelecekte herhangi bir kargaşa yahut yanlış anlamaya meydan vermemek için diğertüm nüshaları yaktırarak ortadan kaldırma yoluna gitti. Hz. Ebû Bekir zamanındayazıları İmam Mushaf, Hz. Ömer'in ölümünden sonra kızı ve Peygamberimizinhanımı Hz. Hafsa'ya geçmişti. Hz. Osman zamanında bu nüshadan çoğaltılanmushafların yedi nüsha olduğu söylenir (Muhammed Hamidullah, a.g.e., II,s.763). Bunlar Medine, Mekke, Şam, Kûfe ve Basra'ya gönderilerek müslümanlararasında çıkabilecek farklı okuyuşlar önlenmiş oldu. Hatta Hz. Ali'nin Hz.Osman için "Eğer Osman (r.a) Kur'an'ın tek kitap halinde toplatılarakçoğaltılması işini yapmasaydı ben yapardım" dediği bilinmektedir.

 

Kur'an-ı KerimFatiha sûresi ile başlayıp Nâs sûresi ile son bulmuştur. Ondört yerinde tilâvetsecdesi yer almaktadır (el-A'raf, 19/58; er-Râd, 13/1; en-Nahl, 16/50; el-İsra,17/107; Meryem, 19/58; el-Hacc, 22/18; Furkan, 25/60; en-Neml, 27/25; es-Secde,32/15; Sad, 38/24; Fussilet, 41/37; en-Necm, 53/62; İnşikâk, 84/21; Alâk,96/19). Bunlar okunduğunda tilâvet secdesi yapmak vacibdir.

 

Hz. Osman (r.a)tarafından değişik vilâyet merkezlerine gönderilen nüshalar asırlarıngeçmesiyle kayboldu. Günümüzde halen onlardan bir tanesi İstanbul Topkapımüzesinde; bir diğer tam olmayan nüshası Taşkent'te bulunmaktadır. Çarlık Rushükümeti onun faksimile ile röprodüksiyonunu (fotoğraf veya fotokopi ile tamkopyasını) neşretmiştir. Şu anda dünyanın her yanında okunmakta olanKuran'larla Taşkent'teki Kur'an arasında tam bir benzerlik, aynılıksözkonusudur. (Muhammed Hamidullah, İslam'a Giriş, Ankara, t.y, s.41; M.Hamidullah, İslâm Peygamberi, II, s. 763).

 

Hz. Ebû Bekr'in(ö. 13/634) halifeliği sırasında Kur'an-ı Kerîm toplanıp iki kapak arasında kitaphaline getirilince, uygun bir isim aranmış, Abdullah b. Mes'ud'un (ö.32/652)"Habeşistan'da bir kitap gördüm, ona Mushaf adını vermişlerdi" demesiüzerine, halife tarafından bu isim uygun bulunmuştur (Celâleddin es-Süyûtî,el-İtkân f F Ulûmi'l-Kur'ân, terc. Sakıp Yıldız, H. Avni Çelik, İstanbul 1987,I, 124). Mushaf; sayfalardan meydana gelmiş kitap anlamına gelir.

 

Kur'an-ı Kerîm'inMuhtevası:

 

Kur'an yirmi üçyılda parça parça indirilmiştir. On üç yıl kadar süren Mekke döneminde inenâyet ve sûreler daha çok İslâm inanç ve ahlâkı ile ilgili konuları kapsar.Allah'ın birliğine, meleklere, peygambere, kitaplara ve âhiret gününe imangibi. Hz. Âdem (a.s)'den beri gelen tevhid inancı işlenir. Allah'a ortak koşmaile mücadele edilir ve geçmiş milletlerden ibretli kıssalar anlatılır. Bu aradatevhid inancından ayrılmış olan atalarının bu yanılgısı şöyle ifade edilir:"Onlara; Allah'ın indirdiğine uyun, denilince, hayır biz atalarımızıüzerinde bulduğumuz şeye uyarız, derler. Ya ataları bir şeye aklı ermeyen vedoğru yolda olmayan kimseler idiyseler?" (el-Bakara, 2/170).

 

Cenab-ı Hak,Kur'ân-ı Kerîm'in, Hz. Âdem'den sonra peygamber olan Hz. Nuh'tan itibaren devameden vahiy zincirinin devamı olduğunu da açıklar: "Şüphesiz biz, Nuh'a veondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik.İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yunus'a,Hârun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Dâvud'a Zebûr'u verdik" (en-Nisâ,4/163)

 

Medine'de inenâyet ve sûrelerde daha çok hukuk kuralları yer almıştır. Aile ve devletintanzimi, insanların birbiriyle veya devletle olan ilişkileri, akitler, sulh vesavaş halleri bu âyetlerde açıklanır. Çünkü M.622 tarihinden itibaren artıkMedine'de bu hükümleri uygulamak için yeterli güce sahip bir İslâm Devletiteşekkül etmişti. Bu Devlet'in basında da Allah'ın elçisi Hz Muhammedbulunuyordu.

 

Allah-ü Tealahafifinden ağırına doğru bir yol izleyerek hükümler gönderiyor, resûlüllah veashabı bunları geciktirmeksizin uyguluyordu. Kur'an dilini bilmeleri,namazlarda, mescid içinde ve dışında okunan sûre ve ayetleri anlamalarınıkolaylaştırıyordu. Bu devrin özelliği; iyi ve yararlı olanı almak, kötü vezararlı olanı kaldırmak şeklinde özetlenebilir. Yükümlülükler birden gelmemiş,gelenler de giderek tamamlanmıştır. Mesela: namaz, sabah ve akşam iki vakitiken, sonra beş vakit olmuştur. İçki önceleri yasaklanmamış, sadece zararlıolduğu belirtilmiş, sonra sarhoş iken namaza yaklaşılması yasaklanmış, ensonunda da kesin olarak haram kılınmıştır. (bk. El-Bakara, 2/219; en-Nisa,4/43; el-Mâide, 5/90-91)

 

Kur'an-ı Kerim'deyer alan hükümler insanların gücü yeteceği ölçüdedir. Ayette şöyle buyurulur:"Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez."(el-Bakara, 2/286)

 

Hükümlerde başkabir özellik de kolaylık prensibidir. "Allah size kolaylık diler. Sizegüçlük istemez" (el-Bakara, 2/185, ayrıca şu ayetlere bakınız: el-Bakara,2/286, Âlu İmran, 3/159)

 

Hz. Peygamberayetlerde belirtilmeyen hususlarda ağır hükümler konulmasından çekinir, çeşitlikonularda çok soru soran sahabelere: "Ben sizi kendi halinize bıraktığımsürece, siz de beni kendi halime bırakın" (Buhari, el-Cami', IV, 422)buyururdu. Nitekim hac ibadeti farz kılınınca (b. Alu İmran, 3/97, el-Hac,22/27, el-Bakara, 2/196, 197) Resûlüllah (s.a.s.) bunu tebliğ etmiş ve ashab-ıkirama hac yapmalarını bildirmiştir. Bir sahabenin bu ibadeti için: "Heryıl mı?" sorusuna üç defa tekrarlaması üzerine, Allah'ın elçisi şöylebuyurmuştur: "Sizden öncekiler, peygamberlerine çok soru sormaları vealdıkları cevaplarla amel etmemeleri yüzünden helak olmuşlardır. Ben sizi kendihalinize bıraktığım sürece siz de beni kendi halime bırakın" (Buhari,el-Cami" IV, 422)

 

Kur'an'ın parçaparça inişi uygulamayı kolaylaştırıyordu. Diğer yandan, bu sayede, gelenayetler ezberlenip, ünsiyet meydana geliyor, kalblere yerleştiriyordu.Müşrikler Kur'an'ın bir defada inmesi gerektiğini söyleyerek tenkidyönetilince, kendilerine yüce Allah şöyle cevap verdi: "İnkar edenler;Kur'an ona bir defada indirilmeliydi, derler. Halbuki biz onu böylece seninkalbine yerleştirmek için azar azar indirir ve onu ağır ağır okuruz"(el-Furkan, 25/32)

 

Ayetlerin olaylarüzerine inişi, tam ihtiyaç sırasında gelişi, toplumda gerekli etkiyigöstermesine yardımcı olmuştur. Bu yüzden, ayetlerin iniş sebepleri (esbab-ünüzul). Kur'an tefsirlerinde önemli bi alt yapı oluşturmuştur.

 

Kur'an-ı Kerim'igerek Mekke ve gerekse Medine döneminde Hz. Peygamberden bir vahiy katiplerigrubu yazmış ve bu yazılanları sahabeden yalan üzerine birleşmeleri aklenmümkün olmayan bir topluluk ezberlemiş, böylece her devirde yalanda birleşmesidüşünülmeyen topluluklar birbirlerinden naklederek, hiçbir tahrif vedeğişikliğe uğratılmadan, ilave ve eksiklik yapılmadan mushaflara yazılı vehafızalarda kayıtlı olarak bize kadar ulaşmıştır. Tevatür yoluyla nakil,nakledilenin doğruluğu konusunda İslam bilginleri arasında hiçbir görüşayrılığı yoktur. Bu prensip gereğince Hz. Ebu Bekir'in halifeliği sırasındaKur'an toplanırken tevatür derecesini bulmayan Abdullah b. Mesud'un kendisinindaha iyi anlaması için açıklayıcı olarak koyduğu bazı ifadeler komisyonca metneeklenmemiştir. Bunlardan birisi de yemin ile ilgili; "Bunları yapmaimkânını bulamayan kimsenin üç gün oruç tutması gerekir." (el-Maide, 5/89)âyetinin devamında "mütetâbiat (peşpeşe)" ilavesidir. Yine Abdullahb. Mes'ud'un annelerin nafakası ile ilgili: "Mirasçı da (yukarıda)belirtildiği şekilde (nafaka ile) yükümlüdür." (el-Bakara, 2/233)âyetindeki "mirasçı hakkında "zi'r-rahimil-mahrem (evlenilmesi yasakolan yakın hısımlardan olan) şeklinde ilâve taşıyan kıraati de Kur'an'dansayılmaz (Zekiyüddin Şaban, Usulü'l-Fıkh, Terc. İbrahim Kafi Dönmez, Ankara1990, s. 46-47)

 

Tevâtürderecesine ulaşamayan bu gibi kıraatlerin hukukçular için delil olarak kullanılıpkullanılamayacağı konusunda görüş ayrılığı vardır. Hanefilere göre, bu kıraatşekillerini nakleden sahabe bunu ya Hz. Peygamber' den işitmiştir veya kendigörüşü ve ictihadı olarak ifade etmiştir. Bunun, en azından Allah'ın kitabınıtefsir için vârid olmuş bir sünnet olduğu açıktır. Sünnetin hüküm kaynağıolduğunda ise şüphe yoktur. İşte bunun bir sonucu olarak Hanefîler yeminkeffâreti olarak tutulacak orucun peş peşe üç gün tutulmasını gerekli görürlerŞafii, Maliki ve Hanbelilere göre ise, mütevatir olmayan Kıraatler ne Kur'ân vene de sünnet sayılmaz ve hüküm çıkarmada delil olarak da kullanılamaz(Zekiyuddin Şa'ban, a.g.e., s.47, 48).

 

Kur'ân-ı Kerîmbir benzeri yazılamayan, en üstün edebiyat ve üslûp özelliklerine sahiptir.Âyetlerde bu özellik şöyle dile getirilir: "Eğer kulumuz Muhammed'eindirdiğiniz Kur'an'dan şüphe ediyorsanız siz de bunların benzeri bir sûregetirin. Bu konuda Allah'tan başka şahidlerinizden de yardım isteyin. Eğerdoğru söyleyenlerden iseniz, bunu yapın" (el-Bakara, 2/23) "Yoksa onu(peygamber) kendiliğinden uydurdu mu diyorlar?" De ki: "Öyleyse, eğeriddianızda doğru iseniz siz de onun benzeri bir sûre meydana getirin. Bu konudaAllah'tan başka gücünüzün yettiği kim varsa onları da yardıma çağırın"(Yunûs 10/38).

 

Kur'an yalnızAraplar için değil, yeryüzündeki tüm insanları doğru yola iletmek içingelmiştir. Onun öğretileri cihanşümüldür. Âyette şöyle buyurulur: "Seniancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" (el-Enbiyâ, 21/107) Bu özelliğiKur'an'ın i'caz yönlerinin de evrensel olmasını gerektirir. Kur'an'ın insangücü üstündeki bazı özellikleri şunlardır:

 

1. Belâgat:Kur'an'ın üslûp ve ifade üstünlüğü essiz ve orijinaldir. Kur'an kelimelerininüstün akıcılığının arap dilinde bir benzeri yoktur. Bazen bu edebî üslûp,insanın tüylerini ürpertecek güçtedir. Buna aşağıdaki âyetler örnekverilebilir: "Ey insanlar! Rabbinizden sakının. Doğrusu kıyamet saatininsarsıntısı büyük bir şeydir. Kıyameti gören her emzikli kadın emzirdiğiyavrusunu unutur, her hâmile kadın çocuğunu düşünür. İnsanları sarhoş gibigörürsün, halbuki onlar sarhoş değildirler; fakat Allah'ın azabı çokçetindir" (el-Hac, 22/ 1, 2).

 

2. Kur'an'ıngeçmiş çağlara ait olayları haber verişi: Kur'an; Hz. Nuh, Lut, İbrahimpeygamberlere, Ad ve Semûd kavimlerine ait haberleri anlatmaktadır. Yine Hz.Musa ve Fir'avn arasında geçen olayları, Hz. Meryem'i, Hz. İsa ve doğumu gibihaberleri gerçeğe uygun biçimde vermektedir. Bunlar, diğer semavi dinlerinkutsal kitaplarındaki bozulmamış olan bilgilere de uymaktadır. Bütün bunlarümmi olan, okuma ve yazma bilmeyen bir peygamber olan Hz. Muhammed'in diliylehaber verilmektedir. Bu durum, bu bilgilerin ilahi vahiy ürünü olmasınıgerektirir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu konuda şöyle buyurulur: "Sen daha öncebir kitaptan okumuş ve onu sağ elinle de yazmış değildin. Öyle olsaydı, bâtılsöze uyanlar şüpheye düşerlerdi" (el-Ankebût, 29/48).

 

3. Kur'ân'ıngelecek olayları haber verişi: Kur'an'da haber verilen, geleceğe ait bir takımolaylar zamanı gelince meydana gelmiştir. Şu olayları örnek verebiliriz:

 

İslâm'ın ortayaçıkışı sırasında Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) ile İran dünyanın güçlü ikiülkesi idiler. Anadolu, Suriye, Filistin, Mısır ve Irak'ın bir bölümü Bizans'abağlı idi. M.613 tarihlerinde bu iki komşu ülke, amansız bir savaşa girişti.İran galip gelerek Irak, Suriye, Filistin ve Mısır'ı ele geçirmiş, Anadolu'yuda istilâ ederek İstanbul Boğaziçi sahillerine kadar ilerlemişti. Bu haberMekke'ye ulaşınca müşrikler sevinmiş, İranlıların Bizans'ı yenip perişan ettiğigibi, kendilerinin müslümanları yeneceklerini söylemişlerdi. Bizanslılarhristiyan ve ehl-i kitap, İranlılar ise putperest idiler. Bu yüzden Mekkemüşrikleri İranlıları kendilerine yakın görüyor ve onların zafer kazanmasındandolayı seviniyorlardı. İşte bu arada Kur'an-ı kerim'in şu âyetleri indi:

 

"Elif.Lâm.Mîm.Bizanslılar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden sonra yakınbir zamanda (üç ilâ dokuz yıl arasında) galip geleceklerdir. İş, eninde sonundaAllah'a aittir. İşte o gün mü'minler Allah'ın yardımı ile sevineceklerdir.Allah dilediğine yardım eder. O güçlüdür, esirgeyicidir"(er-Rum, 30/1-5).

 

Hz. Ebû Bekir, üçyıl süre belirleyip, Bizanslıların bu süre içinde çıkacak savaşta galipgeleceklerini söyleyerek müşriklerden Ubey b. Halef'le bahse girdi. Bunu haberalan Rasûlüllah (s.a.s), âyetteki "bıd"' kelimesi üç ilâ dokuz arasısayıları ifade ettiği için süreyi dokuz yıla çıkarmasını bildirdi. Kaybedeninvereceği deve sayısı da yüz'e çıkarıldı. Gerçekten "Bedir" gününde,Bizanslılar İran'ı yendi ve Hz. Ebû Bekir Ubey'in varislerinden bu develerialarak, Rasûlüllah'ın tavsiyesi üzerine yoksullara tasadduk etti (Ahmed b.Hanbel, Müsned, l, 276, 304; Buhârî, Tefsiru Sûreti'd-Duhân, VI, 164;Tefsîru't-Taberî, XXI, 12-15; İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, İstanbul1985, VI, 304-310; Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul1936, V, 3794-3802).

 

Yine Kur'ân-ıKerîm'de müslümanlara Mescid-i Haram'a girecekleri va'dedilmiş ve şöylebuyurulmuştu: "Şüphesiz, Allah, Peygamberinin rüyasının gerçek olduğunutasdik etmiştir. Allah dilerse siz, güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş veyasaçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allahsizin bilmediğinizi bilir. Bundan başka size, yakın zamanda bir zafer verecektir"(el-Feth, 48/27). Mekke fethi ve arkasından yapılan veda haccı ile bu müjde deçok geçmeden gerçekleşmiştir. Bunun gibi haber verildiği üzere çıkan pek çokolaylar vardır (bk. el-Enfâl, 8/7; en-Nûr, 24/55).

 

4. Kur'an bir çokbilimsel gerçekleri içine almıştır. Kur'an'ın açıkladığı öyle bilimselgerçekler vardır ki, okuma-yazma bilmeyen ümmî bir kimsenin bunlarıkendiliğinden söylemesi mümkün değildir. Meselâ; insanın yaratılışı Kur'an'daşöyle anlatılır: "Yemin olsun ki, Biz insanı özlü balçıktan yarattık.Sonra onu bir nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra o nutfeyidonmuş bir kana çevirdik. Sonra o kanı bir parça et yaptık ve bu etten kemikleryarattık, bu kemikleri de etle örttük. Daha sonra onu, bambaşka bir yaratıkyaptık. Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir. Bütün bunlardan sonra sizöleceksiniz. Sonra da kıyamet günü yeniden diriltileceksiniz"(el-Mü'minûn, 23/12-16).

 

Yer, gök vecanlıların yaratılışı hakkında da şöyle buyurulur: "inkâr edenler, göklerve yer birbirine bitişik iken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudanyarattığımızı bilmezler mı? Hâlâ inanmıyorlar mı?" (el-Enbiyâ. 21/30).

 

Kur'an'da bunlarabenzer yaratılış ve evrenle ilgili pek çok âyetler vardır. Bunları, kitapokumasını bilmeyen ve yanında hiçbir ilmî eser bulunmayan Hz. Muhammed'inbaşkalarından öğrenip söylemesi mümkün değildir. Diğer yandan Hz. Muhammedgençliğinde ticaret amacıyla, biri on iki, diğeri yirmi beş yaşlarında olmaküzere sadece iki defa kısa süreli Mekke dışına çıkmış ve Suriye'ye kadar gidipgelmiştir. Kur'an'da haber verilen bu gerçekleri bugün pozitif bilimler deaynen doğrulamaktadır. Astronomi, fizik, kimya ve biyoloji gibi bilimler bunlararasında sayılabilir. Allah'ın yarattığı maddeyi ve tabiat olaylarını açıklamayaçalışan bu bilimlerle vahiy ve sünnet ürünü olan ilahiyat bilimlerininçatışması düşünülemez. Çünkü yüce yaratıcı bu gibi çelişkilere düşmektenuzaktır.

 

Çelişki gibialgılanan noktalar varsa, ya delîlin kendisi tartışmalıdır, ya daanlaşılmasında kapalılık veya yanılgı söz konusudur. Nitekim, önceki asırlardane kastettiği tam anlaşılamayan bazı âyet ve hadislerin bilim ve tekniğin,astronomi ve tıp ilimlerinin ilerlemesi sonucunda daha güzel anlaşılıp tefsiredilebildiği bilinmektedir. Güneşin kendi ekseni etrafında dönmesi vesistemiyle birlikte evrendeki hareketini sürdürmesi (bk. Yâsin, 36/38), gökcisimleri arasındaki çekme ve itme gücü (er-Ra'd, 13/2; Lokmân, 31/10),rüzgârın bitkileri aşılayıcı fonksiyonu (el-Hicr, 15/22) bunlar arasında sayılabilir.

 

Kur'an'da yeralan amelî hükümlerin ana noktaları açıklanmış, uygulama ve ayrıntı sünnetebırakılmıştır. Çünkü Allah'ın ve elçisinin koyduğu hükümler birbirinintamamlayıcısıdır. Yüce Allah; "Peygamber'e itaat eden Allah'a itaat etmişolur" (en-Nisâ, 4/80) buyurur.

 

Kur'an-ı Kerim'iniçine aldığı hükümler; ibadetler, muâmeleler ve cezâ olmak üzere genel olaraküçe ayrılır.

 

1. İbadetler:

 

Kur'an'daibadetler icmalî olarak emredilmiştir. Namaz, oruç, hac, zekât ve diğersadakalar bunlar arasında sayılabilir. Otuzdan fazla âyette namaz emredilmiş,ancak onun vakitleri, rükün ve şartları hadislerle belirlenmiştir. Allahelçisi; "Ben namazı nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın" (Buhârî,Ezân, 18, Edeb, 27). Haccın esasları da Hz. Peygamber tarafından açıklanmıştır:"Hac ile ilgili ibadetlerinizi benden alınız" (Ahmed b. Hanbel,Müsned, III, 318, 366). Zekâtı da Allah elçisi bizzat uygulamış ve zekâtmemurlarına uygulama şartlarını açıklamıştır.

 

Keffâretler detemelde ibadet niteliğindedir. Çünkü bir kısım günahların affı bunlarlasağlanmaktadır. Kur'an'da yer alan keffâretler üç tanedir. Yemin keffâreti(el-Mâide, 5/89; bk. "Yemin Keffâreti"), bir mü'mini yanlışlıklaöldürme keffâreti (en-Nisâ, 4/92 bk. "Katı Keffâreti") ve zıharkeffâreti (el-Mücâdele, 58/1-4; bk. "Zıhar Keffâreti" mad.).

 

2. Muâmeleler:

 

Evlenme, boşanma,nafaka, velâyet, mâlî, iktisâdî konular, akitler, savaş ve barış gibi ferdinfertle, ferdin devletle veya devletlerin birbiriyle olan birtakım ilişkileri bubölümde yer alır.

 

Kur'ân-ı kerimmâlî konularda haksız kazancı yasaklamış ve akitlerde karşılıklı rıza esasınıgetirmiştir. Allâhü Teâlâ şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Malı aranızdahaksızlıkla değil, karşılıklı rızaya dayanan ticaretle yeyin, haram ilekendinizi mahvetmeyin" (en-Nisâ, 4/29). Diğer yandan ticarî yatırımlardakârın meşrû oluşu "risk" esasına bağlanmıştır. İslâm, riskekatılmaksızın sermaye için alınacak miktarı önceden belirlenmiş fazlalığa"faiz" adını vermiş ve bunu yasaklamıştır (bk. el-Bakara, 2/275-280).Nakit tasarrufunu başkasına veren kimse, bunu karz-ı hasen yoluyla vermiştir.Bu takdirde rizikoya katılmaz, sadece verdiği cins paradan, verdiği kadarınıalma hakkı doğar. Ya da gelir elde etme amacıyla vermiştir. Bu da İslâm'dariske katılma yoluyla olabilir Mufavaza, inan veya mudârabe yöntemlerindenbirisiyle vermesi gerekir ki her birinde sermaye zarar riskine girer ve kârdan,serbest sözleşmeyle belirlenecek yüzde kadar pay alır.

 

Aile hukuku ileilgili hükümler de Kur'ân da genişçe yer alır. Karşılıklı haklar yanında, ailefertlerinin birbirlerine karşı tavır ve davranışları da açıklanır. Ölümdensonrası için miras hükümleri belirlenir.

 

İdare edenlerleidare edilenler arasındaki ilişkilerde adâlet, şûrâ, yardımlaşma ve korumailkeleri gözetir.

 

a. Adalet bütünhakların ve mülkün temelidir. Kur'an'da şöyle buyurulur:

 

"Şüphesizki, Allah, size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasındahükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder" (en-Nisâ, 4/58). Şuâyet de adaletin önemini belirtmektedir: "Şüphesiz, Allah adaleti, iyilikyapmayı ve hısımlara yardım etmeyi emreder. Taşkın kötülüklerden, meşrû olmayanşeylerden, zulüm ve zorbalıktan nehyeder" (en-Nahl, 16/90). Kur'anadaleti, idare edenlerle idare edilenler, devlet başkanı ile tebea ve bütünhalkın birbirine adaletli davranması esasına dayanır. İnsanlar arasında ırk,renk, dil, zenginlik ve yoksulluk ayırımı yapılmaz. Zimmet ehli olan ehl-ikitabın hakları korunur.

 

b. Şûrâ: Kur'an-ıKerîm şûrâyı (istişare) emretmiş ve şöyle buyurmuştur: "Dünyaya aitişlerde onlarla istişare et. Bir kere karar verince de, artık Allah'a güvenipdayan " (Âlu İmran, 3/159). "Onların işleri aralarında şûrâ (danışma)yoluyladır" (eş-Şûrâ, 42/38). Bu ikinci âyet, İslâm yönetimininmüslümanlar arasında şûrâ esasına dayandığını ifade etmektedir. Diğer yandaâyet, herkesle tek tek istişare imkânı bulunmadığı için, yönetimde bir istişareheyetinin işbaşına getirilmesi görevini İslâm toplumuna yüklemektedir. Nass'ınişaretinden bu anlam ve sonuç ortaya çıkmaktadır (Ebû Zehra, Usûlü'l-Fıkh,Daru'l Fıkri'l-Arabî tab'ı Mısır, t.y., s. 100,101,141,142). Burada şûrâ şekilve unsurlarının kapalı bırakılması, bu prensibe, ileriki çağların getireceğiyeni durumlara ve sosyal yapılara göre esneklik kazandırmak için olsa gerekir.

 

c. Yardımlaşma:Yönetimle toplum ve bütün mü'minler birbiriyle yardımlaşma ve dayanışma içindebulunmalıdır. Kur'an'da şöyle buyurulur: "Birbirinizle iyilik ve takvadayardımlaşın, günah işleme ve haksızlıkta yardımlaşmayın" (el-Mâide, 5/2).

 

d. Koruma:Toplumun, mal, can, ırz ve namusunu korumak gerekir. Bunlar da ceza hukukunuuygulamak ve zayıfı güçlüye ezdirmemek yoluyla gerçekleşir.

 

Sonuç olarakKur'an-ı Kerîm, fert ve toplum yararı için gerekli özlü prensipler getirmiş,fert ve topluma zarar verebilecek şeyleri yasaklamıştır. Kur'ân'ın okunması,dinlenmesi, açıklanması, üzerinde düşünülmesi ve içindeki prensiplerinuygulanması birer ibadettir. Sözünü, iş ve mesleğini ona göre düzenlemek manevîhuzur ve mutluluk kaynağıdır. Ona tutunan en sağlam kulpa yapışmış, hidâyetyolunu bulmuş olur. Ancak Kur'an'ın iniş amacı, yalnız okunup sevap kazanılmasıve saygı ile duvara asılmasından ibaret değildir. Asıl amaç, anlamına eğilmekve günlük hayatımızda gücümüz yettiği ölçüde onu uygulamaya ve toplum hayatınahakim kılmaya çalışmaktır.

 



Benzer Dosyalar